KimdirNedir.Com

Türkiye'nin Hukuk Rehberi

Kategori: Hukuk Terimleri

  • Temlik Nedir? Neye Denir?

    Temlik, borçlar hukuku ve eşya hukukunda, “bir hakkın, mülkiyetin veya alacağın sahibince başkasına devredilmesi, mülk kılınması” işlemidir. Uygulamada en yaygın biçimi “alacağın temliki” (alacağın devri) olarak karşımıza çıkar.

    Temlik Kavramının Fıkhi ve Pozitif Temelleri

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “mülk olarak verme, mülkiyetini devretme” şeklinde tanımlanır. İslâm hukuku (fıkıh) sistematiğinde temlik; aynın (malın) temliki ve menfaatin temliki (kira, usufruct) olarak kategorize edilir.

    TDV İslâm Ansiklopedisi akitler tahlilinde belirtildiği üzere; bir malı veya alacak hakkını rıza ile başkasına temlik etmek, mülkiyet hakkının en doğal hukuki sonucudur. Temlik işlemi, alacaklı tarafın değişmesi sonucunu doğurur.

    Türk Borçlar Kanunu’nda Alacağın Devri (Temlik)

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesi uyarınca; “Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaktan alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.” Alacağın temlikinin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması şarttır (TBK m. 184). Temlik ile birlikte alacağa bağlı yan haklar ve imtiyazlar da yeni alacaklıya geçer.

    Edebi Eserlerde Temlik Kavramı

    Toprak devirleri, miras haklarının devredilmesi ve alacak senetlerinin el değiştirmesi edebiyatımızda şöyle işlenmiştir:

    “Babasından kalan son alacak senedini de borçlarına karşılık tüccara **temlik** ettiğinde, elinde mülkiyete dair hiçbir iz kalmamıştı.”
    Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Temlik edilen alacağın zamanı geldiğinde borçlu tarafından İfa edilmesi gerekir. Temlik eden kişinin garanti sorumluluğundan doğan haklar için asıl borçluya Rücu edilebilir. Geçersiz kılınan veya yürürlükten kalkan eski mevzuat hükümleri Mülga sayılır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Alacağın temliki için borçlunun onayı gerekir mi?

    Kural olarak alacağın devri için borçlunun rızası veya onayı gerekmez. Ancak devrin borçluya bildirilmesi, borçlunun eski alacaklıya iyi niyetle ödeme yapmasını engellemek açısından önemlidir.

    2. Temlik sözleşmesi nasıl yapılır?

    Türk Borçlar Kanunu uyarınca alacağın temliki sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması zorunludur.

  • Mülga Nedir? Neye Denir?

    Mülga, mevzuat hukukunda ve anayasa hukukunda, “yeni bir kanun, tüzük, yönetmelik veya yasal madde ile yürürlükten kaldırılmış, hukuki geçerliliği ve bağlayıcılığı sona erdirilmiş olan kanun hükmü veya düzenleme” anlamına gelir. Kelime kökeni itibariyle ilga edilmiş olanı tanımlar.

    Mülga Kavramının Metodolojik ve Fıkhi Altyapısı

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “kaldırılmış, iptal edilmiş, yürürlükten kaldırılmış kanun veya kural” olarak tanımlanır. İslâm hukuk metodolojisinde (fıkıh usulü) bu durum nesh müessesesiyle açıklanır; önceki hükmün (mensuh) sonraki hükümle (nasih) kaldırılması esasını ifade eder.

    TDV İslâm Ansiklopedisi nesh ve ilga analizlerine göre; zamanın değişmesi ve ihtiyaçların yenilenmesi karşısında yasal kuralların ilga edilmesi (mülga kılınması), hukukun dinamik yapısının doğal bir sonucudur.

    Pozitif Hukukta Mülga Hükümlerin Durumu

    Bir kanunun mülga olması, açık ilga (yeni kanunda eski kanunun kaldırıldığının açıkça yazılması) veya zımni ilga (yeni kanunun eski kanunla tamamen çelişen yeni düzenleme getirmesi) şeklinde gerçekleşir. Mülga olan kanunlar kural olarak yürürlükten kalktıktan sonraki olaylara uygulanmaz; ancak ceza hukukunda “failin lehine olan mülga kanun hükmünün uygulanması” ilkesi (kazanılmış haklar ve lehe kanun) istisnasını oluşturur.

    Edebi Eserlerde Mülga Kavramı

    Eski kanunların, değişen rejimlerin ve unutulan yasal kuralların edebi metinlerdeki görünümü şu şekildedir:

    “Tozlu adliye kütüphanesinde bulduğu o **mülga** kanun maddeleri, bir zamanlar hayatları altüst eden kuralların artık tarihin sessiz birer hatırası olduğunu gösteriyordu.”
    Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Mülga olan yasa maddeleriyle ilgili tebligatların yapılması ve durumun ilgililere Tebellüğ ettirilmesi hukuki kargaşayı önler. Mülga kanun döneminde verilen kararların incelenmesi üst yargı organı Temyiz mercii tarafından lehe kanun esasına göre yapılır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Mülga kanun ne demektir?

    Yeni bir yasal düzenleme ile yürürlükten kaldırılan ve artık uygulanma imkanı kalmayan eski kanundur.

    2. Mülga maddeler davalarda uygulanır mı?

    Hukuk davalarında kural olarak olayın meydana geldiği tarihteki yürürlükte olan kanun uygulanır; ceza davalarında ise mülga kanun sanığın lehine ise uygulanmaya devam edilir.

  • Temyiz Nedir? Neye Denir?

    Temyiz, adli ve idari yargılama hukukunda, ilk derece veya istinaf mahkemelerince verilen kararların hukuka uygunluğunun (kanuna aykırılık bulunup bulunmadığının) yüksek mahkeme (Yargıtay veya Danıştay) tarafından denetlenmesini sağlayan olağan ve en üst kanun yoludur. Aynı zamanda medeni hukukta ayırt etme gücünü tanımlayan “temyiz kudreti” olarak da kullanılır.

    Temyiz Kurumunun Çift Yönlü Doktrinel Altyapısı

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde temyiz; “mahkemelerce verilen kararların kanuna uygunluğunun yüksek mahkemece incelenmesini isteme yolu” olarak tanımlanır. İslâm hukukunda ise hem akli olgunluğu (iyiyi kötüden ayırma yetisi olan mümeyyiz) hem de kadı kararlarının üst makamlarca (Divan-ı Mezalim) denetlenmesini ifade eder.

    TDV İslâm Ansiklopedisi yargı maddelerinde belirtildiği üzere; haksız hükümleri düzeltmek ve mahkeme kararlarında birliği sağlamak amacıyla üst makama başvurulması, hakkaniyetin muhafazası için zorunlu görülmüştür.

    Güncel Usul Hukukunda Temyiz İncelemesi

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK m. 361) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK m. 286) uyarınca temyiz incelemesi, istinaf mahkemelerinin kararlarına karşı yapılır. Temyiz mercii olan Yargıtay, olay incelemesi (maddi vakıa denetimi) yapmaz; sadece kararın hukuka, kanun maddelerine ve usul kurallarına uygun olup olmadığını denetler. Temyiz sonucunda karar ya onama ya da bozma kararı ile neticelenir.

    Edebi Eserlerde Temyiz Kavramı

    Yüksek mahkemeden gelecek umutlu bir karar haberi, adalet arayışının son durağı edebiyatımızda şöyle aktarılmıştır:

    “Ankara’dan, yüksek mahkemenin **temyiz** dairesinden gelecek o tek sayfalık bozma kararı, onun suçsuzluğunu ispatlayacak son adli sığınaktı.”
    Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Temyiz incelemesinden önceki aşama, Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde yürütülen İstinaf kanun yoludur. Ceza davalarında mahkemenin duruşma hazırlığını başlatan Tensip zaptı kararları temyiz incelemesine konu edilir. Dava açarak süreci başlatan Müşteki, temyiz hakkını kullanan ana taraflardandır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Temyiz ile istinaf arasındaki temel fark nedir?

    İstinaf mahkemesi hem olayı (maddi vakıayı) hem de hukuku inceler, gerekirse yeniden duruşma yapar. Temyiz mercii (Yargıtay) ise sadece kararın hukuka uygun olup olmadığını denetler.

    2. Temyiz süresi kaç gündür?

    Hukuk davalarında temyiz süresi kararın tebliğinden itibaren kural olarak 2 hafta; ceza davalarında ise 15 gündür.

  • İfa Nedir? Neye Denir?

    İfa, borçlar hukukunun temel direği olup, “borçlunun sözleşmeden, kanundan veya haksız fiilden kaynaklanan edim yükümlülüğünü (para ödeme, mal teslim etme, bir işi yapma), yasalara ve dürüstlük kuralına uygun şekilde yerine getirerek borcu tamamen söndürmesi” eylemidir.

    İfa Müessesesinin Fıkhi ve Pozitif Boyutu

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “ödemek, ödeme, borçlanılan şeyi yerine getirme” olarak tanımlanan ifa, borç ilişkisini doğal amacına ulaştırarak sona erdiren ana hukuki işlemdir. İslâm hukuku (fıkıh) doktrininde borcun ödenmesi eda veya kaza terimleriyle ifade edilir.

    TDV İslâm Ansiklopedisi eda maddelerinde açıklandığı üzere; borcun zamanında ve eksiksiz ödenmesi dinen ve hukuken mutlak bir zorunluluktur. İfa, alacaklının tatmin edilmesini ve borçlunun sorumluluk bağından kurtulmasını sağlar.

    Türk Borçlar Kanunu Sistematiğinde İfa

    6098 sayılı TBK’nın 83-116. maddeleri arasında düzenlenen ifa; doğru alacaklıya, doğru borçlu tarafından, doğru yerde ve tam zamanında yapılmalıdır. Borçlunun borcu aynen yerine getirmemesi borca aykırılık oluşturur ve alacaklıya cebri icra ile tazminat isteme hakkı tanır.

    Edebi Eserlerde İfa Kavramı

    Verilen taahhütlerin yerine getirilmesi ve namus borcunun ödenmesi edebiyatımızda şöyle aksettirilmiştir:

    “Üzerine aldığı borcu zamanında **ifa** etmiş olmanın verdiği o derin huzurla adliye binasından ayrıldı; kâğıtlar üzerindeki borç bitmiş, vicdanı ferahlamıştı.”
    Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    İfanın talep edilebilir hale gelmesi borcun Muaccel olmasıyla mümkündür. Borcu başkası adına ifa eden kişinin ödediği tutarı istemesi Rücu hakkıdır. Alacağın başkasına devredilmesi işlemleri ise Temlik mukavelesi ile gerçekleşir.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. İfa ile ibra arasındaki fark nedir?

    İfa borcun edim yerine getirilerek söndürülmesidir; ibra ise alacaklının alacağından vazgeçerek borçluyu ibra etmesidir (aklamasıdır).

    2. İfa imkânsızlığı nedir?

    Sözleşmenin kurulmasından sonra borçlunun kusuru olmaksızın edimin yerine getirilmesinin imkânsız hale gelmesidir (TBK m. 136).

  • İstinaf Nedir? Neye Denir?

    İstinaf, yargılama hukukunda, ilk derece mahkemelerinin (asliye, sulh, ağır ceza vb.) henüz kesinleşmemiş kararlarına karşı, Bölge Adliye Mahkemeleri veya Bölge İdare Mahkemeleri nezdinde başvurulan, kararın hem maddi olay hem de hukukilik yönünden yeniden incelenmesini sağlayan ikinci derece kanun yoludur.

    İstinaf Kavramının Fıkhi ve Hukuki Kökenleri

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “ilk derece mahkemesi kararlarının hem vakıa hem de hukuk yönünden denetlenmesi için başvurulan yargı yolu” olarak açıklanır. Arapça kökenli bir kelime olan istinaf, kelime anlamıyla “baştan başlama, yeniden ele alma” demektir. İslâm hukuk usulünde bir davanın veya söze baştan başlanması anlamına gelir.

    TDV İslâm Ansiklopedisi adliye tarihi araştırmalarında açıklandığı üzere; Osmanlı adliye teşkilatında Tanzimat sonrası kurulan İstinaf Mahkemeleri, modern iki dereceli yargılama sisteminin ülkemizdeki ilk kurumsal örneklerini oluşturmuştur.

    Modern Usul Hukukunda İstinaf İncelemesi

    6100 sayılı HMK (m. 341) ve 5271 sayılı CMK (m. 272) uyarınca faaliyete geçen Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM), istinaf incelemesini yürütür. İstinaf mahkemesi, Yargıtay’dan farklı olarak bir “vakıa mahkemesi”dir; yani olayı yeniden ele alabilir, gerekirse duruşma açarak tanık dinleyebilir ve ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak kendisi yeni bir karar kurabilir.

    Edebi Eserlerde İstinaf Kavramı

    Adli süreçlerin aşamaları ve bir üst mahkemeye taşınan davaların yarattığı hukuki umut edebiyatımızda şöyle ifade edilmiştir:

    “Yerel mahkemenin verdiği o aceleci karara karşı **istinaf** yoluna başvurduklarında, davanın yeniden incelenecek olması hakikat adına içlerine bir nebze su serpmişti.”
    Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    İstinaf incelemesinden geçen kararlar, yasal parasal sınırların üzerindeyse üst denetim mercii olan Temyiz yoluna taşınabilir. Duruşma takvimini belirleyen Tensip zaptı adımları istinaf denetimine tabidir. Davada mağdur olan Müşteki, istinaf başvurusunda bulunabilecek yasal taraflardandır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. İstinaf başvurusu kararın icrasını durdurur mu?

    Hukuk davalarında kural olarak istinaf başvurusu icrayı durdurmaz; icranın durdurulması için tehriç icra (icranın geri bırakılması) kararı alınmalıdır. Ceza davalarında ise istinaf başvurusu kararın kesinleşmesini ve infazını engeller.

    2. İstinaf süresi ne kadardır?

    Hukuk mahkemelerinde istinaf süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta; ceza mahkemelerinde ise 7 gündür.

  • Ahz-u Kabz Nedir? Neye Denir?

    Ahz-u kabz, borçlar hukuku, temsil esasları ve vekalet mevzuatında, temsilci veya avukatın, müvekkili adına borçludan bedeli, parayı veya malı fiilen teslim alma, tahsil etme ve kendi elinde tutma yönündeki özel yasal yetkisini ifade eden fıkıh kökenli teknik bir hukuk terimidir.

    Ahz-u Kabz Yetkisinin Fıkhi ve Pozitif Hukuktaki Yeri

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “alacağını alma, kabzetme” şeklinde tanımlanan bu yetki, vekalet sözleşmelerinde özel olarak belirtilmesi gereken en hassas alanlardan biridir. İslâm hukuku (fıkıh) doktrininde ahz (alma) ve kabz (tutma/teslim alma) eylemleri, borcun söndürülmesi ve riskin devri açısından mülkiyetin intikali evresini temsil eder.

    TDV İslâm Ansiklopedisi kaynaklarında yer alan vekalet tahlillerine göre; alacağın tahsili amacıyla atanan vekilin ahz-u kabz yetkisi açıkça verilmemişse, yapılan ödeme borcu sönümlemez ve borçlu, asıl alacaklıya karşı sorumluluktan kurtulamaz. Bu kural, müvekkilin malvarlığını muhafaza etmek amacıyla borçlar hukukuna aktarılmıştır.

    Güncel Yargılama ve Vekalet Hukuku Uygulaması

    1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK m. 74) uyarınca, genel dava vekaletnamesi avukata davayı yürütme imkanı verse de, yargılama neticesinde mahkemece hükmedilen para veya tazminat bedelini icra dairesinden veya karşı taraftan tahsil edebilmesi için vekaletnamede açıkça “ahz-u kabza yetkilidir” ibaresinin bulunması şarttır.

    Edebi Eserlerde Ahz-u Kabz Kavramı

    Resmi vekaletnamelerin ağdalı dili ve temsil yetkisinin suistimale açık yapısı, edebiyatımızda güven ve emniyet temaları üzerinden işlenmiştir:

    “Noter kâtibinin önüne uzattığı o yaldızlı mühürlü kâğıttaki **ahz-u kabz** ibaresinin, aslında tarlasının satış bedelini doğrudan başkasının eline teslim eden yasal bir kilit olduğunu yıllar sonra öğrenecekti.”
    Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Tahsil edilen mal veya hakkın mülkiyet sınırlarının tespiti, o hakkın esastan kime ait olduğunu gösteren Aidiyet olgusuyla doğrudan bağlantılıdır. Vekilin gerçekleştirdiği işlemler, doğrudan müvekkilinin hukuki alanı ve menfaatleriyle Alaka kurularak geçerlilik kazanır. Mülkiyet haklarının ve borç ilişkilerinin yapısı, eşya hukukunun en temel konularından biri olan Ayni haklar çerçevesinde şekillenir.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Ahz-u kabz ne demektir?

    Ahz-u kabz, bir vekilin veya avukatın temsil ettiği kişi adına parayı, bedeli veya malı fiilen teslim alma ve tahsil etme yetkisidir.

    2. Vekaletnamede ahz-u kabz yetkisi yoksa ne olur?

    Eğer bu yetki yoksa, avukat veya vekil sizin adınıza ödeme tahsil edemez. Karşı tarafın ödemeyi doğrudan hak sahibine yapması gerekir.

  • Ahde Vefa Nedir? Neye Denir?

    Ahde vefa (Latince: Pacta Sunt Servanda), hem klasik İslâm hukuk doktrininde hem de modern pozitif borçlar hukukunda, usulüne ve yasalara uygun şekilde akdedilmiş bir sözleşmenin tarafları bağlayacağını, edimlerin dürüstlük kuralı çerçevesinde aynen ifa edilmesinin zorunlu olduğunu ifade eden en temel hukuk ilkesidir.

    Ahde Vefa İlkesinin Kavramsal ve Doktrinel Temelleri

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “sözünde durma, borcuna ve taahhüdüne bağlı kalma” olarak tanımlanan bu ilke, hukuki güvenliğin ve toplumsal barışın taşıyıcı kolonudur. İslâm hukuku (fıkıh) metodolojisinde ahid; tek taraflı irade beyanlarını, yeminleri ve iki taraflı akitleri kapsayan geniş bir edimsel sorumluluk alanını temsil eder.

    TDV İslâm Ansiklopedisi’nin fıkıh doktrini analizlerinde vurgulandığı üzere; Mâide Sûresi’nin 1. ayetinde yer alan “Akitlerin gereğini yerine getirin” emri ile Hz. Peygamber’in “Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar” ilkesi, ahde vefa esasının normatif temelini oluşturur. Fıkıh alimlerine göre verilen söze ve kurulan akde sadakat göstermek, sadece adli bir yükümlülük değil, aynı zamanda borçlunun hukuki kişiliğini sakatlamayan ahlaki ve dini bir zorunluluktur.

    Modern Borçlar Hukuku ve Güncel Mevzuat Açısından Değerlendirme

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) sistematiğinde ahde vefa, irade özerkliği ve sözleşme serbestisi ilkelerinin doğal bir uzantısıdır. Geçerli biçimde kurulan bir borç ilişkisinde taraflardan biri, ekonomik şartların kendi aleyhine değiştiğini veya edimin zorlaştığını ileri sürerek tek taraflı iradesiyle sözleşmeyi feshedemez.

    Ahde Vefa İlkesinin İstisnası: Aşırı İfa Güçlüğü ve Sözleşmenin Uyarlanması

    Dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereğince kanun koyucu, sözleşmenin kurulmasından sonra taraflarca öngörülemeyen olağanüstü durumların ortaya çıkması halinde adaleti tesis etmek amacıyla bu ilkeye esneklik getirmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde düzenlenen “Aşırı İfa Güçlüğü” (Clausula Rebus Sic Stantibus) uyarınca, borçlu hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını talep edebilir.

    Edebi Eserlerde Ahde Vefa Kavramı

    Sözün namusu, verilen taahhütlerin vicdani ağırlığı ve değişen zaman karşısında insani değerlerin muhafazası, Türk edebiyatında hukuki ve ahlaki bir mihenk taşı olarak işlenmiştir:

    “Zaman değişmiş, felek başka türlü dönmeye başlamıştı ama onun kalbindeki **ahde vefa**, ne mühürlü kâğıtların soğukluğuna ne de değişen rüzgârlara teslim olacak kadar zayıf bir histi.”
    Ömer Seyfettin, Efruz Bey

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Sözleşmeler hukukunun bu sarsılmaz temeli, temsilcinin tahsilat yetkisini ifade eden Ahz-u Kabz salahiyetinin sınırlarıyla yakından ilgilidir. Şartların ihlali durumunda uyuşmazlığın kusurlu taraf Aleyh sonuç doğuracak şekilde mahkemeye taşınması kaçınılmaz hale gelir. Hukuk düzeni, borç ilişkilerinde tarafların dürüstlük kuralının gerektirdiği en az, yani Asgari özen ve sadakat standardını sergilemesini bekler.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Ahde vefa ilkesi ne anlama gelir?

    Ahde vefa, hukuken geçerli olarak kurulmuş bir sözleşmenin taraflarını bağladığını ve edimlerin sözleşmeye uygun şekilde aynen yerine getirilmesi gerektiğini ifade eden temel hukuk ilkesidir.

    2. Ahde vefa ilkesinin sınırları ve istisnası nedir?

    En temel istisnası “Aşırı İfa Güçlüğü” (TBK m. 138) durumudur. Önceden öngörülemeyen ve borçlunun kusuru olmaksızın gelişen olağanüstü olaylarda, sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması istenebilir.

  • Aciz Nedir? Neye Denir?

    Aciz, borçlar hukuku ve icra-iflas hukukuku disiplinlerinde, bir borçlunun malvarlığının, muaccel hale gelmiş para borçlarını karşılamaya yetmemesi ve borç ödeme gücünü sürekli olarak kaybetmesi durumunu ifade eder. Geçici nakit sıkışıklıklarından farklı olarak aciz, borçlunun ekonomik dengesinin yapısal olarak çökmesini ve pasiflerinin aktiflerinden fazla olmasını niteler.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Hukuk sisteminde aciz hali, hem borçlu hem de alacaklılar bakımından birtakım radikal koruma ve tasfiye mekanizmalarını tetikler. İcra hukukunda alacaklıya, borçlunun haczi kabil malının bulunmadığını resmi olarak belgeleyen bir hak tanınır. Borçlar hukukunda ise borçlunun aciz halinde olması, karşı tarafa def’i hakları sunabileceği gibi, sözleşmenin feshine veya güvence gösterilmesini talep etmeye dayanak oluşturur. Ticaret hukukunda ise şirketlerin borca batıklık durumları bu kapsamda değerlendirilerek doğrudan iflas sebepleri arasında sayılır.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Ekonomik çöküşün getirdiği toplumsal ve psikolojik yıkım, Türk edebiyatında realist yazarlar tarafından karakterlerin vicdani ve hukuki sorgulamaları üzerinden işlenmiştir:

    “Ticarethanenin kapısına kilit vurulduğu gün, onun için sadece maddi bir kayıp değil, hukukun önünde düştüğü o büyük **aciz** hali her şeyden daha ağır ve eziciydi.”
    Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    İcra daireleri tarafından borçlunun ekonomik durumunu tespitle düzenlenen Aciz Belgesi, alacaklının haklarını koruyabilmesi adına sonraki süreçlerde kritik bir delil teşkil eder. Parasal gücü kalmayan kişilerin mahkeme masraflarını karşılayamaması durumunda, devlet tarafından sağlanan Adli Müzaheret kurumu devreye girer. Neticede, taraflar arasında hukuken kurulan ve hak doğuran Akit ilişkisi, taraflardan birinin mali iflası ile birlikte derin sarsıntılara maruz kalır.

  • Abes Nedir? Neye Denir?

    Abes kavramı, lügatte “akla ve mantığa aykırı, yersiz, faydasız ve amaçsız eylem” olarak tanımlanır. Hukuk felsefesi ve genel hukuk teorisinde ise bu terim, kanun koyucunun anlamsız, çelişkili veya pratikte hiçbir hukuki menfaat doğurmayacak kurallar koymayacağı varsayımını ifade eden “kanun koyucunun abesle iştigal etmemesi” ilkesine dayanır. Normatif bir düzen olan hukuk, mantıksal bir tutarlılık ve toplumsal bir fayda üzerine inşa edildiğinden, işlevsiz normlar hukuk düzleminde karşılık bulmaz.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Hukuk metodolojisinde, bir yasa maddesi veya sözleşme hükmü yorumlanırken tarafların ya da kanun koyucunun anlamsız bir sonuca ulaşmayı hedeflediği kabul edilemez. Eğer bir hüküm ilk bakışta mantıksız görünüyorsa, yorum yöntemiyle ona makul ve hukuki bir fayda üretecek bir anlam yüklenir. Örneğin; sözleşmelerlerde yer alan şartların imkânsız veya amaca hizmet etmeyen nitelikte olması durumunda, bu şartlar geçersiz sayılır veya hiç yazılmamış kabul edilir. Benzer şekilde, usul hukukunda tarafların mahkemeyi oyalayıcı, davanın esasına hiçbir katkı sunamayacak delil ikame etme çabaları da yargılama ahlakı ve usul ekonomisi gereğince reddedilir.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Türk düşünce tarihinde ve edebi eserlerde abes kavramı, adaletin bürokratik çarklar arasında kaybolmasını veya bireyin mantıksız yasal süreçler karşısındaki çaresizliğini tasvir etmek amacıyla sıkça bir alegori olarak kullanılmıştır:

    “Duruşma salonunun loş ışığında, saatlerdir tartışılan usul kurallarının davanın hakikatini ortaya çıkarmaktan ne kadar uzak ve adeta **abes** birer formalite olduğunu esefle düşündü.”
    Ömer Seyfettin, Efruz Bey

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Hukuk kurallarının mantıksal sınırları, bir kişinin borçlarını ifa edemeyecek dereceye gelmesini ifade eden Aciz hali gibi somut maddi gerçekliklerle test edilir. Kanunların uygulanması ve uyuşmazlıkların çözümü amacıyla yürütülen Adli mekanizmalar, kişilerin hak kayıplarını engellemek için çalışır. Hak arama hürriyetini kullanan bireylerin, girdikleri hukuki süreçlerin sonunda nasıl bir Akıbet ile karşılaşacaklarını öngörebilmeleri ise hukuki belirlilik ilkesinin temel bir gereğidir.

  • Elbette Nedir? Neye Denir?

    Elbette, “şüphesiz, kuşkusuz, kaçınılmaz olarak, hukuki mantığın ve hakikatin doğal bir gereği olarak” anlamına gelen, mahkeme gerekçelerinde veya yasa tefsirlerinde adli muhakemenin kesinliğini ve tartışmasız doğruluğunu vurgulamak için başvurulan pekiştirici bir zarftır.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Hukuki gerekçelendirmede (muhakemede), hakim ulaştığı kanaati şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta ortaya koymalıdır. Bir kararda “Sanığın olay yerinde olduğu kamera kayıtlarıyla sabit olduğuna göre, suç aletini saklayanın da elbette kendisi olduğu kabul edilmiştir” şeklindeki kullanım, mantıksal silsilenin kesinliğini gösterir. Hukukun genel ilkelerinin ve dürüstlük kuralının doğal sonuçları tartışılırken, hakikatin kaçınılmaz yönü bu terimle mühürlenerek kararın ikna gücü artırılır.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Doğruluğun, masumiyetin ve sarsılmaz adalet inancının insan dilindeki en kararlı ifadesi edebi metinlerde bu kelimenin sarsılmaz vurgusuyla verilmiştir:

    “İftiralara uğrasa da, adalet çarkı yavaş dönse de, hakikat günün birinde **elbette** gün yüzüne çıkacaktı; bu inançla ayakta kaldı.”
    Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Teknik konularda, yasal işlemler yapmaya veya bir uyuşmazlığı uzman gözüyle çözmeye yetkin nitelikteki kişiler, hukuk rejiminde Ehil (yetkin) olarak kabul edilir. Sözleşmenin ifası, davanın açılması veya suçun işlendiği esnadaki zaman dilimi, yani olayın meydana geldiği Esnasında safhası, yasal hakların sınırını çizer. Ceza veya borçlar hukukunda yasalara aykırı eylemi bizzat gerçekleştiren, iradesiyle haksız sonucu doğuran gerçek şahıs, hukuk lügatinde Fail olarak tanımlanır.