KimdirNedir.Com

Türkiye'nin Hukuk Rehberi

Kategori: Hukuk Terimleri

  • İhtiyati Haciz Nedir? Neye Denir?

    İhtiyati haciz, icra ve iflas hukukunda, para alacaklarının zamanında tahsil edilmesini güvence altına almak amacıyla, borçlunun mallarını kaçırmasını engellemek üzere mahkeme kararıyla konulan geçici hukuki koruma tedbiridir.

    İhtiyati Haczin Hukuki ve Fıkhi Yapısı

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “para alacaklarında, alacağın tahsilini güvenceye almak için borçlunun mallarına mahkeme kararıyla geçici olarak el konulması” şeklinde tanımlanır. İslâm borçlar hukukunda alacaklının hakkını emniyete almak üzere borçlunun malları üzerine konulan hacir tedbirleri bu yapının tarihsel kökenidir.

    TDV İslâm Ansiklopedisi borç ve rehin maddelerinde belirtildiği üzere; borçlunun mal kaçırma şüphesi veya kaçma hazırlığı içerisinde olması durumunda, alacaklının zararını önleyici geçici koruma tedbirlerinin alınması hakkaniyet gereğidir.

    200 Sayılı İİK m. 257 Uyarınca İhtiyati Haciz Şartları

    İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için;

    • Alacağın rehinle sağlanmamış olması,
    • Alacağın muaccel (vadesi gelmiş) olması gerekir.

    Borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması veya mal kaçırma hazırlığında olması hallerinde, vadesi gelmemiş (müeccel) borçlar için de ihtiyati haciz istenebilir. Alacaklı, haksız ihtiyati haciz durumunda borçlunun uğrayacağı zararları karşılamak üzere mahkemeye teminat göstermekle mükelleftir.

    Edebi Eserlerde İhtiyati Haciz Kavramı

    Alacaklıların ani yasal hamleleri ve tüccarların mallarına geçici el konulması edebiyatımızda şöyle aktarılmıştır:

    “Mahkemenin verdiği **ihtiyati haciz** kararıyla depodaki malların üzerine kırmızı mühürler vurulduğunda, fabrikatör tüccarın ticari itibarı tek bir günde yerle bir olmuştu.”
    — Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    İhtiyati haciz isteminin temeli borcun Muaccel olmasıdır. Bireysel takibin yürütüldüğü sistem Cüzî İcra mecrada ilerler. İşlemlerde devletçe alınan resmi paylar Harç tarifesine tabidir.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. İhtiyati haciz ile icra haczi arasındaki fark nedir?

    İhtiyati haciz dava veya icra takibinden önce veya sırasında alınan geçici bir tedbirdir; icra haczi ise kesinleşmiş takip sonrasında malların satışı amacıyla yapılan icra işlemidir.

    2. İhtiyati haciz kararına borçlu itiraz edebilir mi?

    Evet, borçlu kararın kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde mahkemenin yetkisine, alacağın muacceliyetine veya teminata itiraz edebilir.

  • Esbab-ı Hüküm Nedir? Neye Denir?

    Esbab-ı hüküm, usul hukukunda ve yargılama teorisinde, mahkeme kararının (hükmünün) dayandığı maddi vakıaları, delillerin değerlendirilmesini ve hakimin uyguladığı kanun maddelerini içeren “hükmün gerekçesi” anlamındaki klasik hukuk terimidir.

    Esbab-ı Hüküm Kavramının Fıkhi ve Usulî Temelleri

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “hükmün sebepleri, kararın gerekçesi” olarak tanımlanan esbab-ı hüküm, adil yargılanma hakkının ve kararların denetlenmesinin temel şartıdır. İslâm yargılama hukukunda kadının kararlarını illete (gerekçeye) bağlaması mecburi tutulmuştur.

    TDV İslâm Ansiklopedisi kadı ve ilam maddelerinde açıklandığı üzere; kararın mantıksal ve hukuki sebeplerine (esbabına) yer verilmesi, kararın keyfilikten uzak olduğunu gösterir ve üst adli makamların incelemesine imkan tanır.

    HMK m. 297 Açısından Esbab-ı Hüküm

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi uyarınca mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve reddedilme sebepleri ile sabit görülen vakıalardan çıkarılan hukuki sonuç (esbab-ı hüküm) açıkça gösterilmelidir. Anayasa’nın 141. maddesi gereğince de bütün mahkemelerin kararları gerekçeli yazılmak zorundadır.

    Edebi Eserlerde Esbab-ı Hüküm Kavramı

    Yargıcın kararı okurken sıraladığı yasal gerekçeler ve insan kaderine etkisi edebiyatımızda şöyle yansıtılmıştır:

    “Karar metninin başında yer alan **esbab-ı hüküm** fıkrası okundukça, mahkemenin hangi yasal dayanaklarla bu sonuca vardığı salondaki herkes için şüpheye yer bırakmayacak biçimde netleşiyordu.”
    — Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Esbab-ı hükmü oluşturan yasal zorunluluklar geleneksel hukuk dilinde Esbab-ı Mucibe olarak da ifade edilir. Hakimin vardığı nihai sonuç Hüküm fıkrası ile ilan edilir. Gerekçesi yetersiz kararlara karşı üst mahkemede Temyiz yoluna başvurulur.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Esbab-ı hüküm bulunmayan mahkeme kararı geçerli midir?

    Hayır, gerekçesiz (esbab-ı hükümsüz) verilen mahkeme kararları Anayasa’ya ve usul kanunlarına mutlak aykırılık oluşturur ve üst mahkemelerce bozulur.

    2. Esbab-ı hüküm bölümünde nelere yer verilir?

    Delillerin niceliği, hangi delile neden üstünlük tanındığı ve uygulanan kanun maddelerinin somut olaya nasıl bağlandığı anlatılır.

  • Cüzî İcra Nedir? Neye Denir?

    Cüzî icra (ferdi icra), icra ve iflas hukukunda, tek bir alacaklının, borçlunun belirli ve yeterli miktardaki malvarlığı unsuruna el koydurarak alacağını tahsil etmesini sağlayan, takibin borçlunun tüm malvarlığını капsalamadığı bireysel takip usulüdür.

    Cüzî İcranın Kuramsal ve Fıkhi Yapısı

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “alacaklının tek başına borçlunun belirli malları üzerine haciz koydurarak yürüttüğü icra takibi” biçiminde açıklanır. İslâm borç hukukunda (fıkıh) borçlunun hacredilmesi (hacir) durumunda tekil alacakların tahsili cüzî tasfiye kurallarına tabidir.

    TDV İslâm Ansiklopedisi hacir ve borç maddelerinde belirtildiği üzere; borçlunun tüm malvarlığının iflas yoluyla tasfiye edilmediği, tek bir alacağın tahsiline odaklanılan süreçler cüzî icra mekanizmasıyla karşılanır.

    200 Sayılı İcra ve İflas Kanunu Sistematiğinde Cüzî İcra

    İcra ve İflas Kanunu uyarınca cüzî icra, genel haciz yoluyla takip veya rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip şeklinde yürütülür. Bütün alacaklıların katıldığı külli icranın (iflasın) aksine, cüzî icrada “önce gelen alacaklı önceliklidir” (sıra cetveli ve hacze iştirak şartları saklı kalmak kaydıyla) ilkesi işletilir.

    Edebi Eserlerde Cüzî İcra

    Alacaklıların tekil takiplerle borçlunun kapısına dayanması ve haciz memurlarının işlemleri edebiyatımızda şöyle işlenmiştir:

    “Ticarethanenin sadece dükkandaki mallarını hedef alan o **cüzî icra** takibi, tüccarın tüm malvarlığını henüz yutmamış olsa da yaklaşan iflasın ilk habercisiydi.”
    — Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Borçlunun tüm malvarlığının bütün alacaklılar lehine tasfiye edildiği toplu icra türü Küllî İcra olarak adlandırılır. Alacağın güvenceye alınması amacıyla mahkemece verilen geçici el koyma kararı İhtiyati Haciz müessesesidir. Borcun ödenme zamanının gelmesi ise borcun Muaccel olması ile gerçekleşir.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Cüzî icra ile küllî icra arasındaki temel fark nedir?

    Cüzî icrada tek bir alacaklı borçlunun belirli mallarını haczettirir; küllî icrada (iflas) ise borçlunun tüm malları bütün alacaklılar adına topluca tasfiye edilir.

    2. Cüzî icrayı kimler başlatabilir?

    Muaccel bir alacağı bulunan her bir alacaklı, borçlu aleyhine tek başına cüzî icra takibi başlatabilir.

  • Aza Nedir? Neye Denir?

    Aza, idare hukukunda, usul hukukunda ve kurumsal yapılarda, bir kurulun, mahkeme heyetinin, dernek veya şirket yönetim organının kararlara katılma ve oy kullanma yetkisine sahip her bir üyesini ifade eden köklü bir terimdir.

    Aza Kavramının Doktrinel ve Fıkhi Altyapısı

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “üye, bir kurulda yer alan kimse” biçiminde tanımlanan aza, toplu karar alma mekanizmalarının irade taşıyıcı birimidir. İslâm idare ve yargılama tarihinde ehl-i şûrâ veya kadı heyetlerinde yer alan danışman niteliğindeki müftü ve fakihler, heyetin aza yapısını oluşturmaktaydı.

    TDV İslâm Ansiklopedisi şûrâ ve adliye maddelerinde vurgulandığı üzere; tek hakimli kararların yerine toplu yargı organlarının kurulması, adli hataları engellemek adına aza üyelerinin ortak aklına başvurulmasını zorunlu kılmıştır.

    Pozitif Hukukta Mahkeme Azalığı ve Sorumluluk

    5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Kanunu uyarınca; Ağır Ceza Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemesi daireleri bir başkan ve yeteri kadar üye (aza) hakimin katılımıyla toplanır. Aza hakim, yargılamanın her safhasına katılır, oylamada oyunu kullanır ve karara muhalif kaldığı takdirde gerekçeli muhalefet şerhi yazma hakkına sahiptir.

    Edebi Eserlerde Aza Kavramı

    Adliye heyetindeki hakimlerin ciddi duruşu ve kurumsal müzakereler edebiyatımızda şöyle aktarılmıştır:

    “Mahkeme heyetinin kıdemli **aza** hakimi, önündeki dosyalardan başını kaldırıp sanığa baktığında, verilecek hükmün kurumsal ağırlığı salondaki herkesi susturmuştu.”
    — Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Heyette yer alan azaların yargılama adımlarını belirlediği karar metni Tensip zaptı olarak tanzim olunur. Davanın çözülmesinde izlenecek adli prosedürler Usul kuralları çerçevesinde yürütülür. Mahkemenin oy çokluğu ile vardığı kararlar ise Ekseriyet esasına dayanır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Üye hakim ile aza hakim aynı şey midir?

    Evet, eski hukuk dilinde “aza”, günümüz pozitif hukukunda ise “üye hakim” terimi kullanılmaktadır.

    2. Aza hakimin karara muhalif kalması kararı geçersiz kılar mı?

    Hayır, heyet halinde verilen kararlarda çoğunluğun oyu esastır. Aza hakimin muhalefet şerhi yazması kararı geçersiz kılmaz, ancak temyiz incelemesinde üst mahkemeye yol gösterir.

  • Tebellüğ Nedir? Neye Denir?

    Tebellüğ, tebligat hukukunda ve usul hukukunda, resmi bir makam, mahkeme veya noter tarafından gönderilen bir kararı, evrakı, ilamı veya ihbarı resmiyete uygun olarak “kendi eline alma, teslim alma, bildirimi öğrenme” eylemidir. Bildirimi yapan taraf için işlem tebliğ, evrakı teslim alan taraf için ise tebellüğdür.

    Tebellüğ Kavramının Hukuki ve Fıkhi Yapısı

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “bildirimi alma, kendisine bildiride bulunulma” şeklinde tanımlanan tebellüğ, adli süreçlerde hak düşürücü sürelerin ve başvuru takvimlerinin işlemeye başladığı milattır. İslâm yargılama usulünde kadı kararlarının ilgililere bildirilmesi ve muhatabın bunu öğrenmesi (ıttıla) ilamın infazı için şart koşulmuştur.

    TDV İslâm Ansiklopedisi bildirim esaslarında vurgulandığı üzere, muhatabın haberdar kılınmadığı bir adli kararın onun aleyhine sonuç doğurması adalet ilkesiyle bağdaşmaz. Tebellüğ eylemi, kişinin savunma hakkını kullanabilmesi için yasal bilgiye eriştiğinin belgelenmesidir.

    7201 Sayılı Tebligat Kanunu ve Tebellüğ İmzası

    Tebligat Kanunu uyarınca tebellüğ işlemi, tebliğ mazbatasına (alındı belgesine) muhatabın imza atmasıyla resmiyet kazanır. Muhatap yerine adreste birlikte yaşayan aile bireyinin veya çalışanın evrakı teslim alması da hukuken tebellüğ hükmündedir. Günümüzde Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) ile elektronik ortamda sunulan evraklar, muhatabın hesabına ulaştığı günü izleyen beşinci günün sonunda tebellüğ edilmiş sayılır.

    Edebi Eserlerde Tebellüğ Kavramı

    Postacının uzattığı sarı zarf, elden alınan resmi kağıtlar ve adli sürelerin stresi edebiyatımızda şu şekilde resmedilmiştir:

    “Postacının elindeki tebliğ mazbatasına attığı o aceleci imza ile mahkeme kararını resmen **tebellüğ** etmiş oldu; artık geri dönülmez adli sürelerin amansız çarkı işlemeye başlamıştı.”
    — Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Resmi evrakın tebellüğ edilmesiyle birlikte borç ödeme süresi dolan borçlar Muaccel hale gelir. Mahkemenin dava açıldıktan sonra ilk duruşma gününü ve yapılması gerekenleri belirlediği metin Tensip zaptıdır. Yürürlükten kaldırılan yasal düzenlemeler için mevzuatta Mülga terimi kullanılır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Tebliğ ile tebellüğ arasındaki fark nedir?

    Tebliğ, resmi evrakın yetkili makamlarca muhataba bildirilmesi/gönderilmesidir; tebellüğ ise bu evrakın muhatap tarafından teslim alınması durumudur.

    2. Tebellüğ etmekten imtina edilirse (imza atılmazsa) ne olur?

    Muhatap evrakı almaktan veya imzadan kaçınırsa, tebligat memuru durumu şerh düşerek evrakı muhtara teslim eder ve tebligat yapılmış (tebellüğ edilmiş) sayılır.

  • Tensip Nedir? Neye Denir?

    Tensip, sözlükte “uygun görme, yakıştırma, münasip bulma” anlamına gelir. Usul hukukunda ise mahkemenin veya hakimin, dava açıldıktan sonra ilk duruşmaya kadar yapılacak adli işlemleri, toplanacak delilleri ve duruşma gününü düzenlemek amacıyla hazırladığı ilk idari hazırlık kararı ve tutanağıdır (tensip zaptı).

    Tensip Kurumunun Doktrinel ve Yargısal Çerçevesi

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “uygun görme; hakimin duruşmadan önce davanın gidişatını planlamak üzere tanzim ettiği karar tutanağı” şeklinde tanımlanır. İslâm muhakeme hukukunda kadının, davanın duruşma safhasına hazırlanması için taraf beyanlarını inceleyerek takvim belirlemesi tensip esasına dayanır.

    TDV İslâm Ansiklopedisi adalet teşkilatı maddelerinde açıklandığı üzere; yargılamanın makul sürede bitirilmesi ve kargaşanın önlenmesi için mahkeme başkanının dava dosyasını önceden inceleyip sevk ve idare kararları alması (tensip etmesi) yargı disiplininin gereğidir.

    HMK ve CMK Uygulamasında Tensip Zaptı

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK m. 137) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK m. 175) sistematiğinde tensip zaptı davanın anayasası niteliğindedir. Mahkeme tensip zaptı ile;

    • Duruşma gün ve saatini belirler,
    • Taraflara dilekçeler ve delil sunma sürelerini ihtar eder,
    • Gerekli kurum ve kuruluşlara müzekkere yazılmasına karar verir,
    • Ceza davalarında sanığın tutukluluk halinin devam edip etmeyeceğini değerlendirir.

    Edebi Eserlerde Tensip Kavramı

    Dava dosyasının açılması, ilk adli talimatlar ve mahkemenin kurumsal otoritesi edebiyatımıza şöyle yansımıştır:

    “Hâkim beyin imzaladığı **tensip** tutanağı daktilo edildikten sonra, aylardır sürüncemede kalan o toprak davasının ilk duruşma günü resmen tayin edilmiş oldu.”
    — Halid Ziya Uşaklıgil, Mai and Siyah

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Tensip zaptında alınan kararlar taraflara resmi tebligat yoluyla Tebellüğ ettirilir. Suç ihbarında bulunan Müşteki, tensip zaptı ile duruşmaya davet olunur. Mahkemenin tensip kararlarına karşı ilerleyen aşamalarda İstinaf kanun yoluna başvurulabilir.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Tensip zaptı hazırlandı ne demektir?

    Dava dilekçesinin mahkemeye ulaşmasının ardından hakimin dosyayı inceleyerek duruşma gününü belirlediği ve yapılması gereken hazırlık işlemlerini karara bağladığı anlamına gelir.

    2. Tensip zaptına itiraz edilebilir mi?

    Tensip zaptı bir ara karar niteliğindedir; kural olarak tek başına hemen temyiz veya istinaf edilemez, ancak esasa ilişkin nihai kararla birlikte üst mahkemeye taşınabilir.

  • Rücu Nedir? Neye Denir?

    Rücu, sözlükte “geri dönme, cayma, sözünden dönme” anlamına gelmekle birlikte, borçlar hukuku, sigorta hukuku ve idare hukukunda, başkasına ait bir borcu veya zararı ödeyen kimsenin, ödediği bu miktarı asıl sorumlu ve kusurlu olan kişiden geri isteme yasal hakkıdır.

    Rücu Hakkının Fıkhi ve Hukuki Esasları

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “dönme, geri alma; bir kimsenin ödediği şeyi asıl borçlusundan istemesi” olarak tanımlanır. İslâm hukuku (fıkıh) doktrininde rücu, haksız zenginleşmeyi önleyen ve halefiyet esasına dayanan adil bir tazminat mekanizmasıdır.

    TDV İslâm Ansiklopedisi borç ve kefalet maddelerinde açıklandığı üzere; başkasının borcuna kefil olup ödemede bulunan kefilin, asıl borçluya rücu ederek ödediği miktarı talep etme hakkı İslâm hukukçularının icmasıyla sabittir. Rücu, zararın nihai olarak asıl kusurlu üzerinde kalmasını sağlar.

    Pozitif Hukukta Rücu Davaları

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca müteselsil borçlulardan biri, kendi payından fazlasını alacaklıya ödediği takdirde, diğer borçlulara payları oranında rücu edebilir (TBK m. 73). Sigorta hukukunda ise sigorta şirketi, sigortalısına ödediği tazminatı zarara sebebiyet veren kusurlu üçüncü kişiden rücuen tahsil eder. Anayasa’nın 129. maddesi gereğince, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan zararları devlet öder, ancak kanuni şartları varsa sorumlu memura rücu eder.

    Edebi Eserlerde Rücu Kavramı

    Verilen sözlerden dönülmesi, başkasının borcunu ödeyen kişilerin hakkını arama çabası edebiyatımızda şöyle aktarılmıştır:

    “Başkası adına ödediği o ağır tazminattan sonra asıl suçluya **rücu** etmek için açtığı dava, adalet önünde hakkın nihayet asıl sahibini bulacağının bir kanıtıydı.”
    — Ömer Seyfettin, Efruz Bey

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Rücu hakkının doğması için borcun üçüncü kişi tarafından İfa edilmiş ve muayyen borcun Muaccel hale gelmiş olması gerekir. Rücu alacaklarının başkasına devredilmesi işlemleri hukukta Temlik mukavelesi ile yürütülür.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Rücu davası ne demektir?

    Bir zararı veya borcu yasal veya sözleşmesel zorunluluk nedeniyle ödeyen kişinin, bu tutarı asıl kusurlu ve sorumlu şahıstan tahsil etmek amacıyla açtığı davadır.

    2. Rücu davasında zamanaşımı süresi ne kadardır?

    Türk Borçlar Kanunu uyarınca rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde ödemenin yapıldığı tarihten başlayarak 10 yıl sonra zamanaşımına uğrar.

  • Temlik Nedir? Neye Denir?

    Temlik, borçlar hukuku ve eşya hukukunda, “bir hakkın, mülkiyetin veya alacağın sahibince başkasına devredilmesi, mülk kılınması” işlemidir. Uygulamada en yaygın biçimi “alacağın temliki” (alacağın devri) olarak karşımıza çıkar.

    Temlik Kavramının Fıkhi ve Pozitif Temelleri

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “mülk olarak verme, mülkiyetini devretme” şeklinde tanımlanır. İslâm hukuku (fıkıh) sistematiğinde temlik; aynın (malın) temliki ve menfaatin temliki (kira, usufruct) olarak kategorize edilir.

    TDV İslâm Ansiklopedisi akitler tahlilinde belirtildiği üzere; bir malı veya alacak hakkını rıza ile başkasına temlik etmek, mülkiyet hakkının en doğal hukuki sonucudur. Temlik işlemi, alacaklı tarafın değişmesi sonucunu doğurur.

    Türk Borçlar Kanunu’nda Alacağın Devri (Temlik)

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesi uyarınca; “Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaktan alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.” Alacağın temlikinin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması şarttır (TBK m. 184). Temlik ile birlikte alacağa bağlı yan haklar ve imtiyazlar da yeni alacaklıya geçer.

    Edebi Eserlerde Temlik Kavramı

    Toprak devirleri, miras haklarının devredilmesi ve alacak senetlerinin el değiştirmesi edebiyatımızda şöyle işlenmiştir:

    “Babasından kalan son alacak senedini de borçlarına karşılık tüccara **temlik** ettiğinde, elinde mülkiyete dair hiçbir iz kalmamıştı.”
    — Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Temlik edilen alacağın zamanı geldiğinde borçlu tarafından İfa edilmesi gerekir. Temlik eden kişinin garanti sorumluluğundan doğan haklar için asıl borçluya Rücu edilebilir. Geçersiz kılınan veya yürürlükten kalkan eski mevzuat hükümleri Mülga sayılır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Alacağın temliki için borçlunun onayı gerekir mi?

    Kural olarak alacağın devri için borçlunun rızası veya onayı gerekmez. Ancak devrin borçluya bildirilmesi, borçlunun eski alacaklıya iyi niyetle ödeme yapmasını engellemek açısından önemlidir.

    2. Temlik sözleşmesi nasıl yapılır?

    Türk Borçlar Kanunu uyarınca alacağın temliki sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması zorunludur.

  • Mülga Nedir? Neye Denir?

    Mülga, mevzuat hukukunda ve anayasa hukukunda, “yeni bir kanun, tüzük, yönetmelik veya yasal madde ile yürürlükten kaldırılmış, hukuki geçerliliği ve bağlayıcılığı sona erdirilmiş olan kanun hükmü veya düzenleme” anlamına gelir. Kelime kökeni itibariyle ilga edilmiş olanı tanımlar.

    Mülga Kavramının Metodolojik ve Fıkhi Altyapısı

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde “kaldırılmış, iptal edilmiş, yürürlükten kaldırılmış kanun veya kural” olarak tanımlanır. İslâm hukuk metodolojisinde (fıkıh usulü) bu durum nesh müessesesiyle açıklanır; önceki hükmün (mensuh) sonraki hükümle (nasih) kaldırılması esasını ifade eder.

    TDV İslâm Ansiklopedisi nesh ve ilga analizlerine göre; zamanın değişmesi ve ihtiyaçların yenilenmesi karşısında yasal kuralların ilga edilmesi (mülga kılınması), hukukun dinamik yapısının doğal bir sonucudur.

    Pozitif Hukukta Mülga Hükümlerin Durumu

    Bir kanunun mülga olması, açık ilga (yeni kanunda eski kanunun kaldırıldığının açıkça yazılması) veya zımni ilga (yeni kanunun eski kanunla tamamen çelişen yeni düzenleme getirmesi) şeklinde gerçekleşir. Mülga olan kanunlar kural olarak yürürlükten kalktıktan sonraki olaylara uygulanmaz; ancak ceza hukukunda “failin lehine olan mülga kanun hükmünün uygulanması” ilkesi (kazanılmış haklar ve lehe kanun) istisnasını oluşturur.

    Edebi Eserlerde Mülga Kavramı

    Eski kanunların, değişen rejimlerin ve unutulan yasal kuralların edebi metinlerdeki görünümü şu şekildedir:

    “Tozlu adliye kütüphanesinde bulduğu o **mülga** kanun maddeleri, bir zamanlar hayatları altüst eden kuralların artık tarihin sessiz birer hatırası olduğunu gösteriyordu.”
    — Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur

    İlişkili Kavramlar ve İç Bağlantılar

    Mülga olan yasa maddeleriyle ilgili tebligatların yapılması ve durumun ilgililere Tebellüğ ettirilmesi hukuki kargaşayı önler. Mülga kanun döneminde verilen kararların incelenmesi üst yargı organı Temyiz mercii tarafından lehe kanun esasına göre yapılır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Mülga kanun ne demektir?

    Yeni bir yasal düzenleme ile yürürlükten kaldırılan ve artık uygulanma imkanı kalmayan eski kanundur.

    2. Mülga maddeler davalarda uygulanır mı?

    Hukuk davalarında kural olarak olayın meydana geldiği tarihteki yürürlükte olan kanun uygulanır; ceza davalarında ise mülga kanun sanığın lehine ise uygulanmaya devam edilir.

  • Temyiz Nedir? Neye Denir?

    Temyiz, adli ve idari yargılama hukukunda, ilk derece veya istinaf mahkemelerince verilen kararların hukuka uygunluğunun (kanuna aykırılık bulunup bulunmadığının) yüksek mahkeme (Yargıtay veya Danıştay) tarafından denetlenmesini sağlayan olağan ve en üst kanun yoludur. Aynı zamanda medeni hukukta ayırt etme gücünü tanımlayan “temyiz kudreti” olarak da kullanılır.

    Temyiz Kurumunun Çift Yönlü Doktrinel Altyapısı

    Adalet Bakanlığı Hukuk Sözlüğü’nde temyiz; “mahkemelerce verilen kararların kanuna uygunluğunun yüksek mahkemece incelenmesini isteme yolu” olarak tanımlanır. İslâm hukukunda ise hem akli olgunluğu (iyiyi kötüden ayırma yetisi olan mümeyyiz) hem de kadı kararlarının üst makamlarca (Divan-ı Mezalim) denetlenmesini ifade eder.

    TDV İslâm Ansiklopedisi yargı maddelerinde belirtildiği üzere; haksız hükümleri düzeltmek ve mahkeme kararlarında birliği sağlamak amacıyla üst makama başvurulması, hakkaniyetin muhafazası için zorunlu görülmüştür.

    Güncel Usul Hukukunda Temyiz İncelemesi

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK m. 361) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK m. 286) uyarınca temyiz incelemesi, istinaf mahkemelerinin kararlarına karşı yapılır. Temyiz mercii olan Yargıtay, olay incelemesi (maddi vakıa denetimi) yapmaz; sadece kararın hukuka, kanun maddelerine ve usul kurallarına uygun olup olmadığını denetler. Temyiz sonucunda karar ya onama ya da bozma kararı ile neticelenir.

    Edebi Eserlerde Temyiz Kavramı

    Yüksek mahkemeden gelecek umutlu bir karar haberi, adalet arayışının son durağı edebiyatımızda şöyle aktarılmıştır:

    “Ankara’dan, yüksek mahkemenin **temyiz** dairesinden gelecek o tek sayfalık bozma kararı, onun suçsuzluğunu ispatlayacak son adli sığınaktı.”
    — Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Temyiz incelemesinden önceki aşama, Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde yürütülen İstinaf kanun yoludur. Ceza davalarında mahkemenin duruşma hazırlığını başlatan Tensip zaptı kararları temyiz incelemesine konu edilir. Dava açarak süreci başlatan Müşteki, temyiz hakkını kullanan ana taraflardandır.

    Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

    1. Temyiz ile istinaf arasındaki temel fark nedir?

    İstinaf mahkemesi hem olayı (maddi vakıayı) hem de hukuku inceler, gerekirse yeniden duruşma yapar. Temyiz mercii (Yargıtay) ise sadece kararın hukuka uygun olup olmadığını denetler.

    2. Temyiz süresi kaç gündür?

    Hukuk davalarında temyiz süresi kararın tebliğinden itibaren kural olarak 2 hafta; ceza davalarında ise 15 gündür.