KimdirNedir.Com

Türkiye'nin Hukuk Rehberi

Yazar: admin

  • Adi Nedir? Neye Denir?

    Adi kavramı, hukuk dilinde “herhangi bir resmi niteliği, imtiyazı, nitelikli hali veya özel bir şekil şartı bulunmayan, sıradan, genel kurallara tabi olan” durum ve işlemleri ifade eder. Kelime anlamı olarak küçümseyici bir tını barındırsa da, hukuk metodolojisinde tamamen teknik ve tarafsız bir sınıflandırma aracı olarak kullanılır.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Bu kavram, karşıt kutbu olan “resmi” veya “nitelikli” unsurlarla birlikte anlam kazanır. Örneğin; bir noter huzurunda yapılmayan, tarafların kendi aralarında imzaladıkları sözleşmeler “adi yazılı sözleşme”, kurulan en basit ortaklık modeli “adi ortaklık” veya rehin haklarında özel bir rüçhan hakkı bulunmayan alacaklar “adi alacak” olarak adlandırılır. Ceza hukukunda ise suçun nitelikli hallerinin bulunmadığı temel biçimi ifade eder. Adi işlemler, şekil serbestisi ilkesinin geçerli olduğu alanlarda esneklik sağlasa da ispat hukuku bakımından resmi işlemlere nazaran daha zayıf bir koruma sunar.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Toplumsal ilişkilerin yüzeyselliği ve resmiyetten uzak vaatlerin yarattığı güvensizlik ortamı, edebiyatımızda bu kelimenin teknik ve mecazi anlamlarının harmanlanmasıyla işlenmiştir:

    “İmzaladıkları o **adi** kâğıt parçası, dostluklarının ne kadar hukuki bir temelden yoksun ve kırılgan olduğunu göstermeye yetmişti.”
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Herhangi bir resmi senede bağlanmamış adi bir sözleşmeden doğan uyuşmazlıklar, nihayetinde devletin yetkili Adli mercileri önüne taşınarak çözüme kavuşturulur. Bir hakkın iddia edilebilmesi için o hakkın hukuken kime ait olduğunu belirten Aidiyet ilişkisinin ispatlanması gerekir. Hukuki güvenliğin tesisi, iddiaların ve belgelerin yargılama esnasında Aleniyet ilkesi gereğince açıkça ortaya konulmasıyla mümkün kılınır.

  • Abes Nedir? Neye Denir?

    Abes kavramı, lügatte “akla ve mantığa aykırı, yersiz, faydasız ve amaçsız eylem” olarak tanımlanır. Hukuk felsefesi ve genel hukuk teorisinde ise bu terim, kanun koyucunun (yasamacının) anlamsız, çelişkili veya pratikte hiçbir hukuki menfaat doğurmayacak kurallar koymayacağı varsayımını ifade eden “kanun koyucunun abesle iştigal etmemesi” ilkesine dayanır. Normatif bir düzen olan hukuk, mantıksal bir tutarlılık ve toplumsal bir fayda üzerine inşa edildiğinden, işlevsiz normlar hukuk düzleminde karşılık bulmaz.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Hukuk metodolojisinde, bir yasa maddesi veya sözleşme hükmü yorumlanırken tarafların ya da kanun koyucunun anlamsız bir sonuca ulaşmayı hedeflediği kabul edilemez. Eğer bir hüküm ilk bakışta mantıksız görünüyorsa, yorum yöntemiyle ona makul ve hukuki bir fayda (menfaat) üretecek bir anlam yüklenir. Örneğin; sözleşmelerde yer alan şartların imkânsız veya amaca hizmet etmeyen nitelikte olması durumunda, bu şartlar geçersiz sayılır veya hiç yazılmamış kabul edilir. Benzer şekilde, usul hukukunda tarafların mahkemeyi oyalayıcı, davanın esasına hiçbir katkı sunmayacak delil ikame etme çabaları da yargılama ahlakı ve usul ekonomisi gereğince reddedilir.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Türk düşünce tarihinde ve edebi eserlerde abes kavramı, adaletin bürokratik çarklar arasında kaybolmasını veya bireyin mantıksız yasal süreçler karşısındaki çaresizliğini tasvir etmek amacıyla sıkça bir alegori olarak kullanılmıştır:

    “Duruşma salonunun loş ışığında, saatlerdir tartışılan usul kurallarının davanın hakikatini ortaya çıkarmaktan ne kadar uzak ve adeta **abes** birer formalite olduğunu esefle düşündü.”
    Ömer Seyfettin, Efruz Bey

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Hukuk kurallarının mantıksal sınırları, bir kişinin borçlarını ifa edemeyecek dereceye gelmesini ifade eden Aciz hali gibi somut maddi gerçekliklerle test edilir. Kanunların uygulanması ve uyuşmazlıkların çözümü amacıyla yürütülen Adli mekanizmalar, kişilerin hak kayıplarını engellemek için çalışır. Hak arama hürriyetini kullanan bireylerin, girdikleri hukuki süreçlerin sonunda nasıl bir Akıbet ile karşılaşacaklarını öngörebilmeleri ise hukuki belirlilik ilkesinin temel bir gereğidir.

  • Aciz Nedir? Neye Denir?

    Aciz, borçlar hukuku ve icra-iflas hukuku disiplinlerinde, bir borçlunun malvarlığının, muaccel hale gelmiş (ödenmesi gereken) para borçlarını karşılamaya yetmemesi ve borç ödeme gücünü sürekli olarak kaybetmesi durumunu ifade eder. Geçici nakit sıkışıklıklarından farklı olarak aciz, borçlunun ekonomik dengesinin yapısal olarak çökmesini ve pasiflerinin aktiflerinden fazla olmasını niteler.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Hukuk sisteminde aciz hali, hem borçlu hem de alacaklılar bakımından birtakım radikal koruma ve tasfiye mekanizmalarını tetikler. İcra hukukunda alacaklıya, borçlunun haczi kabil malının bulunmadığını resmi olarak belgeleyen bir hak tanınır. Borçlar hukukunda ise borçlunun aciz halinde olması, karşı tarafa def’i hakları sunabileceği gibi, sözleşmenin feshine veya güvence gösterilmesini talep etmeye dayanak oluşturur. Ticaret hukukunda ise şirketlerin borca batıklık durumları bu kapsamda değerlendirilerek doğrudan iflas sebepleri arasında sayılır.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Ekonomik çöküşün getirdiği toplumsal ve psikolojik yıkım, Türk edebiyatında realist yazarlar tarafından karakterlerin vicdani ve hukuki sorgulamaları üzerinden işlenmiştir:

    “Ticarethanenin kapısına kilit vurulduğu gün, onun için sadece maddi bir kayıp değil, hukukun önünde düştüğü o büyük **aciz** hali her şeyden daha ağır ve eziciydi.”
    Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    İcra daireleri tarafından borçlunun ekonomik durumunu tespitle düzenlenen Aciz Belgesi, alacaklının haklarını koruyabilmesi adına sonraki süreçlerde kritik bir delil teşkil eder. Parasal gücü kalmayan kişilerin mahkeme masraflarını karşılayamaması durumunda, devlet tarafından sağlanan Adli Müzaheret (adli yardım) kurumu devreye girer. Neticede, taraflar arasında hukuken kurulan ve hak doğuran Akit ilişkisi, taraflardan birinin mali iflası ile birlikte derin sarsıntılara maruz kalır.

  • Addetmek Nedir? Neye Denir?

    Addetmek, lügatte “bir şeyi öyle saymak, kabul etmek, varsaymak veya o nitelikte görmektir.” Hukuk terminolojisinde ve özellikle yasa yorumlama metodolojisinde, kanunun veya tarafların belirli maddi olguları ya da hukuki durumları doğrudan doğruya gerçekmiş gibi kabul etmesini ifade eden faraziyeleri (karineleri) nitelendirmek için tercih edilir.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Mevzuatta bir eylemin veya durumun başka bir hukuki statüde “adedileceği” belirtildiğinde, aksinin ispatı mümkün olmayan veya kanunen kesinleşmiş bir kabul mekanizması kurulmuş olur. Örneğin, belirli bir süre boyunca kendisinden haber alınamayan bir kimsenin ölmüş adledilmesi (gaiplik) ya da bir borç ilişkisinde belirli şartların varlığı halinde borcun ödendiğinin varsayılması bu kabullere örnektir. Yargıçlar da önlerindeki uyuşmazlığı çözerken, tarafların niyetlerini, ticari teamülleri ve hayatın olağan akışını göz önünde bulundurarak bazı irade beyanlarını belirli bir yönde addetmek durumundadırlar.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Bireyin toplum ve hukuk karşısındaki konumunun egemen güçler tarafından nasıl tanımlandığı, edebi eserlerde bir varoluşsal sancı olarak resmedilmiştir:

    “Mahkemenin beni suçlu **addetmek** yönündeki peşin hükmü, kâğıt üzerindeki soğuk maddelerin vicdan üzerindeki mutlak hakimiyetini gösteriyordu.”
    Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Hukuki işlemlerde tarafların sıradan, resmi niteliği bulunmayan yazılı belgeleri, kanun önünde basit yani Adi birer senet olarak kabul edilir. Vekilin, müvekkili adına tahsilat yapma yetkisini elinde bulundurması anlamına gelen Ahz-u Kabz yetkisinin varlığı, tarafların beyanlarından çıkarılarak bu yönde yorumlanabilir. Bir davanın çözümü, uyuşmazlık konusuyla doğrudan Alaka kurulan delillerin yargıç tarafından doğru bir hukuki zemine oturtulmasıyla mümkündür.

  • Adli Nedir? Neye Denir?

    Adli terimi, “adalete, mahkemelere, devletin yargı gücüne ve hukukun fiilen uygulanmasına ilişkin olan” her türlü süreci, kurumu ve kavramı ifade eden şemsiye bir sıfattır. Adalet kavramının kurumsallaşmış ve devlet eliyle yürütülen pratik yüzünü temsil eder.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Anayasal düzende yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılması, adli yapılanmanın temelidir. Bu sıfat; idari, askeri veya akademik alanların dışında kalan, doğrudan doğruya uyuşmazlık çözümüne odaklanan mekanizmaları niteler. “Adli yargı”, “adli sicil”, “adli tıp” veya “adli tatil” gibi kavramlar, hukukun teoriden çıkıp adalet saraylarında somut kararlara dönüşme evresini kapsar. Adli süreçlerin işleyişi, kanunların emredici hükümleri kadar, usul hukuku ilkelerine ve hakimlerin bağımsız takdir yetkilerine sıkı sıkıya bağlıdır.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Yargılama mekanizmasının soğukluğu, koridorlardaki telaş ve insan kaderinin bir imza ile değişmesi, edebiyatımızda derin psikolojik tahlillere konu olmuştur:

    “Adliye binasının yüksek tavanlı salonlarında yankılanan adımlar, insana devletin o azametli ve mekanik **adli** çarkının içinde ne kadar küçük olduğunu hatırlatıyordu.”
    Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Ekonomik durumu yetersiz olan vatandaşların hak ararken mağdur olmaması adına, barolar vasıtasıyla sağlanan Adli Müzaheret sistemi yargılamanın adilliğini sağlar. Yargılama faaliyetlerinin nihai amacı, uyuşmazlığın adaletli bir Akıbet ile sonuçlanması ve hukuki barışın sağlanmasıdır. Mahkemelerin tesis ettiği kararlar bireysel hakları koruduğu gibi, kamusal düzeni ve Amme menfaatini de doğrudan muhafaza altına alır.

  • Ahde Vefa Nedir? Neye Denir?

    Ahde Vefa (Pacta Sunt Servanda), uluslararası hukukun ve ulusal borçlar hukukunun en köklü ve sarsılmaz genel ilkelerinden biridir. Kelime anlamı “söze bağlılık, verilen sözün tutulması” olan bu kural, hukuken geçerli bir şekilde akdedilmiş olan sözleşmelerin tarafları bağlayacağını ve şartlar ne olursa olsun tarafların bu sözleşme hükümlerine uymak zorunda olduğunu ifade eder.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Hukuki ilişkilerin güvenliği ve sürekliliği, ahde vefa ilkesinin mutlaklığına dayanır. Bir sözleşme kurulduktan sonra, taraflardan biri kendi keyfi arzusuyla ya da ekonomik şartların zorlaşmasını bahane ederek yükümlülüklerinden kaçamaz. Ancak modern hukuk, bu ilkeyi tamamen esneklikten yoksun bırakmamıştır. “Clausula Rebus Sic Stantibus” (beklenmeyen hal) teorisi uyarınca, sözleşmenin kurulmasından sonra şartlar taraflardan biri için dürüstlük kuralına aykırı düşecek derecede katlanılmaz ve öngörülemez şekilde değişmişse, mahkeme kanalıyla sözleşmenin yeni şartlara uyarlanması talep edilebilir. Bu istisna dışında, kuralın özü toplumsal sözleşme mantığının korunmasını amaçlar.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Karakterlerin vicdani hesaplaşmaları ve verdikleri söze sadık kalma uğruna göze aldıkları fedakarlıklar, Türk edebiyatında ahlaki birer mihenk taşı olarak işlenmiştir:

    “Zaman değişmiş, eski dostlar savrulmuştu ama onun kalbindeki **ahde vefa**, ne yazılı kanunların ne de değişen rüzgârların silemeyeceği kadar derindi.”
    Ömer Seyfettin, Efruz Bey

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Hukuki işlemlerde temsilcinin malı veya parayı teslim alabilmesini sağlayan geniş yetki, yani Ahz-u Kabz salahiyeti, sözleşmenin ifa aşamasındaki güven mekanizmasının bir parçasıdır. Sözleşme şartlarının ihlali durumunda, ortaya çıkan uyuşmazlığın kusurlu taraf Aleyh sonuç doğuracak şekilde mahkemeye taşınması kaçınılmaz hale gelir. Hukuk düzeni, taraflardan dürüstlük kuralının gerektirdiği en az, yani Asgari özen ve sadakat standardını sergilemesini bekler.

  • Adli Müzaheret Nedir? Neye Denir?

    Adli Müzaheret, modern hukuk dilindeki adıyla “adli yardım”, bir davada haklı çıkma ihtimali bulunan ancak mahkeme harçlarını, giderlerini ve avukatlık ücretlerini karşılama gücünden yoksun olan kişilere devlet tarafından sağlanan mali ve hukuki kolaylıktır. Hak arama hürriyetinin ve mahkemeye erişim hakkının sadece maddi gücü olanlara mahsus kalmaması amacıyla geliştirilmiş bir sosyal hukuk devleti enstrümanıdır.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Hukuk usulünde adli müzaheret talebi, davanın açılacağı mahkemeden istenir ve kişinin mali durumunu gösteren belgelerle (fakirlik belgesi vb.) kanıtlanması gerekir. Bu hak tanındığında, kişi yargılama harçlarından geçici olarak muaf tutulur, mahkeme masrafları devlet bütçesinden karşılanır ve baro tarafından kendisine ücretsiz bir vekil tayin edilir. Ancak yargılama neticesinde haksız çıkan tarafın mali durumu düzelirse, devlet ödediği bu masrafları kişiden tahsil etme yoluna gidebilir. Bu yönüyle adli yardım, yargılama sürecinin eşit şartlar altında yürütülmesini teminat altına alır.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Yoksulluğun hak arama yollarındaki en büyük engel olması ve devletin şefkatli elinin hukuki himayeyle uzanması, edebi eserlerde insani bir umut ışığı olarak betimlenmiştir:

    “Cebindeki son kuruşu da harca yatırsa aç kalacaktı; mahkemenin kabul ettiği o **adli müzaheret** kararı, adaletin parayla satılmadığına dair inancını yeniden yeşertti.”
    Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Bu sistem, tarafların imzaladıkları mukavelelerde yer alan Ahde Vefa yükümlülüklerinden doğan uyuşmazlıklarda, zayıf tarafın ezilmesini engeller. Mali imkânsızlıklara rağmen hakkını arayan kişinin, karşı taraf ile eşit şartlarda bir Akit hukukunu savunabilmesine zemin hazırlar. Dilekçelerin mahkemeye sunulması ve davanın usulünce Arz Etmek eylemi, adli yardım sayesinde harç engeline takılmaksızın fiilen gerçekleştirilir.

  • Ahz-u Kabz Nedir? Neye Denir?

    Ahz-u Kabz, özellikle vekaletnamelerde ve temsil ilişkilerinde sıklıkla karşılaşılan, “bedeli veya malı teslim alma, tahsil etme ve kendi elinde tutma” anlamına gelen fıkıh kökenli teknik bir hukuk terimidir. Bir vekilin, müvekkili adına sadece dava açmakla kalmayıp, dava sonucunda hükmedilen parayı veya malı fiilen teslim alabilmesi için bu yetkiyle donatılmış olması şarttır.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Vekalet hukukunda genel dava vekaletnamesi, avukata mahkeme önünde her türlü usul işlemini yapma hakkı verir ancak ahz-u kabz yetkisi özel olarak belirtilmedikçe devredilmiş sayılmaz. Bu ayrım, müvekkilin malvarlığını korumak adına getirilmiş katı bir emniyet tedbiridir. Eğer vekaletnamede bu yetki yoksa, borçlu taraf parayı avukata öderse borçtan kurtulamaz; ödemenin doğrudan hak sahibine yapılması gerekir. Şayet avukat bu yetkisi olmadan tahsilat yapar ve parayı müvekkiline aktarmazsa, hem hukuki hem de cezai sorumluluğu doğar.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Eski taşra hayatındaki hukuki güvensizlikler ve okuma yazma bilmeyen halkın avukatlar veya vekiller eliyle uğradığı suiistimaller, edebiyatımızda bu ağdalı terim üzerinden eleştirilmiştir:

    “Kâğıda basılan o yaldızlı mühürlerin ve davanın idaresine dair yazılan **ahz-u kabz** salahiyetinin, aslında tarlasını elinden alacak bir hile olduğunu çok sonra anladı.”
    Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Bir davanın veya malın mülkiyet sınırlarının tespiti, o hakkın esastan kime ait olduğunu gösteren ve ispat edilmesi gereken Aidiyet olgusuyla yakından ilgilidir. Vekilin gerçekleştirdiği tahsilat işlemleri, doğrudan müvekkilinin hukuki alanı ve menfaatleriyle doğrudan Alaka kurularak geçerlilik kazanır. Mülkiyet haklarının ve borç ilişkilerinin yapısı, eşya hukukunun en temel konularından biri olan Ayni haklar ve bu hakların sağladığı mutlak tasarruf yetkisi çerçevesinde şekillenir.

  • Akıbet Nedir? Neye Denir?

    Akıbet, kelime anlamı olarak “bir iş veya sürecin sonu, neticesi, varacağı nihai nokta” demektir. Hukuk terminolojisinde ve özellikle usul hukukunda bu terim, yürütülmekte olan bir soruşturmanın, açılmış bir davanın veya başlatılmış bir icra takibinin yasal olarak ulaştığı son hukuki durumu ve bağlayıcı neticeyi tasvir etmek için kullanılır.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Hukuki süreçlerin akıbeti, yargısal belirlilik ve vatandaşların hukuka olan güveni açısından şeffaf ve öngörülebilir olmalıdır. Bir mahkeme dilekçesinde “davanın akıbetinin sorulması”, o davanın karara çıkıp çıkmadığı, üst mahkemeye gidip gitmediği veya infaz edilip edilmediği gibi güncel durumunun resmi olarak raporlanmasını ifade eder. Ceza hukukunda kamu davasının akıbeti, beraat veya mahkûmiyet hükümleriyle nihayete erer. Sözleşmeler hukukunda ise bir riskin veya geciktirici şartın gerçekleşmesi, taraflar arasındaki borç ilişkisinin akıbetini tayin eder.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Yıllarca süren adli davaların, bürokratik engellerin ve insan ömrünü tüketen belirsizliklerin yarattığı psikolojik çöküş, edebiyatımızda bu kelimenin felsefi ağırlığıyla ele alınmıştır:

    “Yargıcın iki dudağı arasından çıkacak o son kelimeyi beklerken, ömrünü adadığı davanın nasıl bir **akıbet** ile mühürleneceğini düşünmekten kendini alamadı.”
    Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Borçlar hukukunda tarafların karşılıklı irade beyanlarıyla kurdukları Akit, sözleşmenin ömrünü ve geleceğini belirleyen ana esastır. Kamusal düzeni korumak amacıyla devlet eliyle yürütülen ve toplumu doğrudan ilgilendiren Amme davaları, bireysel iradelerden bağımsız olarak yürütülür. Hukuki öngörülebilirlik, tacirlerin ve bireylerin ticari faaliyetlerinde Basiretli birer aktör gibi davranarak risklerini yönetmelerine olanak tanır.

  • Akit Nedir? Neye Denir?

    Akit, iki veya daha fazla kişinin (gerçek veya tüzel kişi) karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla, aralarında hukuki bir sonuç doğurmak, bir hak veya borç ilişkisi kurmak, değiştirmek ya da ortadan kaldırmak amacıyla gerçekleştirdikleri sözleşmedir. Borçlar hukukunun kurucu unsuru ve en temel hukuki işlem türüdür.

    Kavramsal ve Metodolojik Boyut

    Bir akdin hukuken geçerli olabilmesi için ehliyet, kanunun emredici hükümlerine uygunluk, ahlaka ve kamu düzenine aykırı olmama gibi genel geçerlilik şartlarını taşıması gerekir. Sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca kişiler, kanunun çizdiği sınırlar dahilinde diledikleri konuda akit yapabilirler. İrade beyanlarının uyuşmasıyla birlikte taraflar arasında bir yükümlülük bağı doğar. Usulüne uygun kurulmuş bir akit, taraflar için adeta özel bir kanun niteliği kazanır ve yargı mercileri önünde zorunlu ifa (cebri icra) ile korunur.

    Edebi Eserlerde Kavramın Kullanımı ve Analizi

    Söz vermenin, sadakatin ve kâğıt üzerine dökülen taahhütlerin insan ilişkilerindeki ahlaki ve hukuki ağırlığı, edebi metinlerde toplumsal bir sözleşme eleştirisi olarak işlenmiştir:

    “İki tüccar arasında yapılan o gizli **, noter mühürlerinden ziyade, eski zaman ahlakının ve sarsılmaz bir söz namusunun üzerine kurulmuştu.”
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban

    İlişkili Kavramlar ve Bağlantılar

    Sözleşme şartlarının yerine getirilmemesi veya ihlal edilmesi halinde, tarafların menfaatleri karşı karşıya gelerek Aleyh bir durumun doğmasına sebebiyet verir. Resmi makamlara veya mahkemeye bir hakkın talebiyle dilekçe sunulması, usul hukukunda davayı Arz Etmek fiiliyle somutlaşır. Ceza yargılamalarında sanığın suçsuz bulunarak muaf tutulması, yani Beraat etmesi, sözleşmesel uyuşmazlıklardaki kusursuzluk tespitleriyle paralellik taşır.